Doç. Dr. Gıyasettin AYTAŞ

Gazi Eğitim Fakültesi > Türkçe Eğitimi

YAHYA KEMAL BEYATLI’NIN

SÜLEYMANİYEDE BAYRAM SABAHI ADLI ŞİİRİ ÜZERİNE

                       

            "Süleymaniye'de Bayram' Sabahı" birbiriyle ilgili, çeşidi unsurları bir araya getiren zengin muhtevalı bir şiirdir, onu anlamak ve değerlendirmek için bu unsurları ayrı ayrı ele almak birbirleriyle olan münasebetlerini incelemek gerekiri.

            1. Din: Başlığından da anlaşılacağı üzere, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nda din önemli bir yer tutuyor. Din (a) insanla Allah (b) insanla insan (c) İnsanla tabiat arasında münasebet kuran bir müessesedir. Yahya Kemal Beyatlı şiirinde İslâmiyet'in bu üç cephesinde de yer vermekle beraber, bilhassa onun sosyal yönü üzerinde ısrarla duruyor.

            Din, her şeyden önce insanları birleştiren bir müessesedir. "Câmî" kelimesi toplayan, toplatıcı manasına gelir. Bir camide toplanan halka "cemaat" denilir. Aynı dine bağlı olanlar arasında manevî bir birlik doğar; Cami, insanları bir araya getirmek suretiyle, birlik duygusu ve şuuru yaratıyor. Şair bu fikri:

            Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını

            Görüyor varlığımın bir yere toplandığını

beytiyle bu sosyal, olay, ifade ediyor. Yalnız bu beyitte geçen “dili bir” sözünün mânâsı üzerinde de durmak lâzımdır.

            Aynı dine mensup olan kavimler arasında dil farkı, ayrı topluluklar doğurur ki buna "millet" adını veriyoruz. Türkler Müslüman olmakla beraber, diğer Müslüman milletlerden ayrı bir sosyal varlık teşkil ederler. Yahya Kemal Beyatlı, "dil birliği"ne, “İman birliği” kadar önem veriyor. "Dili bir" olan milletlerin gönülleri ve imanları da bir olunca, onlar Türk milleti gibi çok güçlü oluyorlar.

            Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes

            Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses

 

beyti de dinîn birleştirici rolünü belirtir. Aynı Allah'a iman ve camide beraberce aynı Allah'ın adını anma, binlerce sesi tek bir ses haline getiriyor.

            Dinin sosyal bakımdan ikinci önemli fonksiyonu tarih içinde sürekliliği sağlamasıdır. Milletler, tarihî varlıklardır. Dinler, onları asırlar boyunca bir arada tutar. Tarihin durmadan değişmesine karşılık, din müessesesi hemen hemen aynı kalır. Din, değişiklikler içinde değişmeyen ebedî değerleri ifade eder. Dinî inançlarla beraber, onlara bağlı olan dinî merasimler de birleştirici ve devam ettirici olarak sosyal bir değer ve mânâ taşırlar. Yahya Kemal Beyatlı

             Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati

             Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

             Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan

mısralarında bu fikri ifade ediyor. Türkler Müslüman olduktan ve Anadolu'yu fethettikten sonra, her bayram saati bir araya gelmişler ve aynı Allah'a ibadet etmişlerdir. Dokuz asır tekrarlanan bu âdet ve ibadet, onların birlik ve devamlılığında, elbette büyük rol oynamıştır.

            Tarih: "Süleymaniye'de Bayram Sabahı'nda tarih de önemli bir yer tutuyor. Hattâ denilebilir ki Yahya Kemal Beyatlı şiirinde tarihe dinden daha geniş yer ayırıyor. Şiirin dokusuna hemen her parçada tarihe ait bir unsur karışıyor. Fakat şair bunlarla din arasında daima münasebet kuruyor.

            Birinci parçada, asırlarca savaşa katılmış olanların ruhları da Süleymaniye camiinde bayram namazı kılmaya geliyorlar. Cami, eski seferlerden gelenlerin hayaletleriyle doluyor ve "bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor."

ikinci parçada Süleymaniye camiinin yapılışını tasvir eden şair, onun taşını ve harcını gazilerin ve serdarın taşıdığını belirtiyor. Camiin yapılmasından maksat "ruh ordularının ezelî rahmete geçmeleri" dir.

            Üçüncü parçada camide toplanan cemaatin Tekbir akşını tasvir eden şair, eski akıncıların seslerini duyar gibi oluyor.

            Yükselen bir nakarâtın büyüyen velvelesi

            Nice tuğlarla karışmış nice bin al yelesi

            Dördüncü parçada şair, ön safta namaz kılan neferde, "ta Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu'nu görüyor. Beşinci parçada, atılan bayram toplarının sesleri, şaire eski fetih toplarının seslerini hatırlatıyor. Daha sonraki beyitlerde şair Barbaros'un gelişini görür gibi oluyor.

            Bu unsurlar gösteriyor ki Yahya Kemal'e Süleymaniye camiinde kıldığı bayram namazı, dinî duygulardan çok tarihî ve millî duygular telkin ediyor.

            Millet: Yahya Kemal Beyatlı, milleti "dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını" olarak görür. Tarih milleti, millet tarihi yaratır. Yahya Kemal Beyatlı Türk milletini, tarihine bakarak "ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı" diye tavsif ediyor. Gerçekten yaptığı savaşlar, kazandığı zaferler, Türk milletinin aktif bir topluluk olduğunu ortaya koyar. Şair, Süleymaniye camiinde bayram namazını kılarken, kendisini işte bu güçlü varlık ortasında hisseder, bundan büyük bir sevinç ve gurur duyar.

            Sanat: Türk milleti dindar ve savaşçı bir millet olmakla beraber aynı zamanda sanatçıdır. O aldığı her ülkede binlerce sanat eseri vücuda getirmiştir. Süleymaniye Camii de bunlardan biridir:

            En güzel mabedi olsun diye en son dinin

            Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin

 

            Süleymaniye Camii gerçekten dünyanın en güzel abidesidir. Onu "taşı yenmiş, nice bin işçi ve mimar" vücuda getirmiştir. Ordu ve tarihte halk n ortak gücünü gören Yahya Kemal, mimarî eserinin de bu sayede meydana geldiğini ortaya koyuyor. Gerçekten de Süleymaniye Camii gibi büyük sanat eserleri, milletin ortak maddî ve manevî gücü olmadan vücuda gelemez.

            Bununla beraber Yahya Kemal Beyatlı, onu yaratan sanatçıyı unutmuyor.

            Bir neferdir bu zafer mabedinin mimarı

mısraı ile kastedilen mimar Sinan'dır. Fakat şair onu bir nefer olarak göstermekle orduya bağlıyor. Bayram sabahı, Süleymaniye camiinde ön safta namaz kılan nefer, nasıl "ta Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu"nu temsil ediyorsa, Mimar Sinan da öyledir. O da Türk milletinin mimarî dehasının timsalidir. Zira Mimar Sinan tek değildir, Türkler, Süleymaniye camiinden önce ve sonra, Türkiye ‘de ve başka ülkelerde binlerce mimari eseri vücuda getirmiştir.

            Vatan: “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirinde vatan, din, tarih, millet ve sanata bağlı bir varlık olarak gözükür. Birinci parçada şair bayram namazını “kendi gök kubbemiz altında” kılmaktan memnun ve mesut olduğunu belirtir. İkinci parçada vatan “hür ve engin” olarak tavsif edilmiştir. Süleymaniye Camii bu vatandan gökyüzüne açılan muhteşem bir köprüdür. Yahya Kemal Beyatlı, bayram sabahı atılan top sesleriyle adeta bir vatan coğrafyası çizer:

            Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?

            Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı, ? Kavaklar'dan mı?

            Bursa’dan, Konya’dan izmir'den, uzaktan uzağa,

            Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;

            Şimdi her merhaleden, ta Beyazıt’tan, Van'dan,

            Aynı top sesleri bir bir geliyor her yandan

mısralarıyla şair, vatan fikrini ye duygusunu çok canlı ve güzel bir şekilde tasvir eder.

            Fert ve millet: Yahyâ Kemal Beyatlı, kelimenin tam manâsıyla sosyal bir şairdir. O, fertte milleti görür. Fertte yüksek değer olarak ne varsa, dil, din ve sanat dehası, millete aittir ve fert ancak kendisini milletin içinde gördüğü zaman saadete ulaşır. Şair bayram sabahı, büyük bir milletin ferdi olmaktan gurur ve saadet duyar. Şiirin son mısraları bu duyguyu ifade eder.

            Şekil, üslûp ve kompozisyon: Yahya Kemal Beyatlı, yukarda kısaca özetlenen fikirleri, “sanatkârâne” bir tarzda ortaya koymuştur. Nesir ile de ifade edilebilecek olan bu fikirleri güzelleştiren ve tesirli kılan onların anlatılış tarzlarıdır.

            Aruz vezni ve kafiye, bu fikirlere, bir ritm ve ahenk kazandırıyor. Şiiri nesre çevirirsek, aynı güzellik durgusunu hissetmeyiz.

            Yahya Kemal Beyatlı, aruz veznini büyük bir ustalıkla kullanıyor. Dil ile vezin arasında tam bir uyum vardir. Şiir boyunca ne vezin, ne kelimelerin söylenişi, ne de cümlelerin yapısı aksıyor. Vezin aynı kalmakla beraber, şiir bizde bir yeknesaklık duygusu uyandırmıyor. Bunun sebebi mısralarda kelimelerin diziliş sırasıyla cümlelerin durmadan değişmesidir. Bazı cümleler bir, bazıları iki, bazıları üç veya dört mısrada bitiyor.

           

            Bir geliş var! Ne mübarek, ne garip âlem bu!

örneğinde olduğu gibi aynı mısra kendi içinde söyleyişe göre çeşitli kısımlara bölünüyor.

            Yahya Kemal Beyatlı’nın kafiyeleri tam kafiyedir. Bunlar iyi yontulmuşlardır. Şair bazen:

            Ta Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu

            Bu nefer miydi?...

Örneğinde olduğu gibi ulantı (enjambement) yoluyla en manalı kelimeyi kafiye yapmak suretiyle dikkati üzerine çekiyor. Kafiyelerle mısralar ve cümleler birbirlerine öyle kaynaşıyor ki biz onları yadırgamıyoruz.

            Kafiyeler Yahya Kemal'in şiirine ihtişamlı bir ahenk katıyor. Şair aliterasyon ve asananslar kullanmak suretiyşe de şiirin ahengini kuvvetlendiriyor. Birinci parçada "saniye, Süleymaniye, saati, asr, ses, sefer, sükûnet" kelimelerindeki (s) aliterasyonunu kulak hissediyor. Bütün şiirde (r) konsonuyla kalın ve yuvarlak (o, u) seslerini taşıyan kelimeler yoğunluk teşkil ediyor. Bununla beraber Yahya Kemal Beyatlı şiirinde Nef'î gibi ahenge fazla ağırlık vermiyor. Ses ile mana arasında denge kuruyor.

“Süleymaniye'de Bayram Sabahı''' şiirinde Yahya Kemal Beyatlı tarihe geniş yer vermekle beraber "arkaik" (tarihî, eskimiş) kelimeleri kullanmıyor. Bunun sebebi, burada tarihin bizzat şair tarafından bugün yaşayan bir vâkıa teşkil etmesidir. Tarih, din, mimari hatıra ve çağrışımlarla bugün de yaşıyor. "Süleymaniye’de Bayram Sabahı” bütünüyle şairin bir bayram sabahı yaşadığı duyguları tasvir ediyor. Bundan dolayı şair eski dili değil, bugün kendisinin ve çevresinin kullandığı dili kullanıyor.

            Yahya Kemal Beyatlı’nın üslûbu umumi olarak açık ve sadedir. O, Divan şairleri gibi, kelimelerle oyamaya, sanat ve hüner göstermeye değil duygu ve düşüncelerini anlatmaya önem verir. "Süleymaniye'de           Bayram Sabahı’nda” şairlerden çoğunun hoşlandığı teşbih, istiare, mecaz, tezat gibi edebî sanatlar birer süs gibi göze çarpmazlar. Şair, yeri gelince, mânâyı belirtmek maksadıyla mecaza veya orijinal sıfatlara başvurur. Fakat bunlar bizde asla bir süs tesiri uyandırmaz. Mesela, "aydınlık" kelimesi mecazî mânâda "sevinç" yerine kullanılmıştır. Fakat biz burada onun, süs veya sanat yapmak maksadıyla kullanıldığını iddia edemeyiz. Bir bayram sabahı, şairin duyduğu sevinç ve heyecanı

            Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,

diye ifade etmesi, yaşadığı hisse tamamiyle uygundur. Sabah için kullanılan "mehâbetli" sıfatı orjinaldir. Yahya Kemal' den önce başka bir şair, sabah için bu sıfatı kullanmamıştır. Fakat biz orjinal olmakla beraber, burada “mehabetli” sıfatını da yadırgamayız. Zira o, kullanıldığı yere ve saate tamamiyle uygundur.

            "Kendi Gök Kubbemiz" sözünü de şair mecazî mânâda kullanmıştır. Burada kastolunan hem vatan, hem Süleymaniye camiidir. Kendi gök kubbemiz ifadesi vatan ve Süleymaniye camiinin derinlik, güzellik ve millîlik vasfını sade ve yoğun bir şekilde ifade ediyor. Burada da Yahya Kemal Beyatlı'nın ifade gücünü kuvvetle hissediyoruz.

            Şair, sabah vakti, artan aydınlık içinde görülen ufku "mavileşen manzara" diye tavsif ediyor. Değişen ışığa "mavileşen" kelimesi çok güzel uyuyor. Fakat Yahya Kemal, bu ifadeyi kullandığı mısralarda "mavileşen manzara" ifadesini bayram saati ve tarihi ile birleştirerek daha derin ve güzel bir mânâ ile dolduruyor.       

            Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan

            Bu saatlerde Süleymaniye târih oluyor

mısralarında dil, yeni ve güzel bir şekilde kullanılmıştır. Fakat bu mısralar da şairin o andaki duyuşuna tamamiyle uyar. Onların ifade ettiği mânâyı başka şekilde anlatmağa kalkarsak, başarıya ulaşamayız. Yerine başka bir şeyin konulamayışı üslûbunun gücünü gösterir.

            Yahya Kemal Bayatlı, derin manâlı, sade, veciz ifadeler bulmakta ustadır. Sadece "ordu-millet" tamlamamı, onun dili kullanmadaki ustalığını göstermeye yeterlidir. Bu iki kelime, derîn bir tarihî hakikati ifade eder. "Süleymaniye'de Bayram Sabahı" bu nevi sade, fakat derin manâlı, güzel ifadelerle doludur.

            Yahya Kemal Beyatlı şiirinde günlük Türkçeyi en yoğun ve manâlı şekilde kullanan şairlerin başında gelir. Onun üslûbunun özelliği sadelik, yoğunluk, derinlik ve güzelliktir.

 

© 2014 Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı